Ana içeriğe atla

Yeni Yayın

Kocaeli’nin Saklı Cenneti: Kızderbent’te Doğa ve Bayram

Kızderbent’te Doğa, Huzur ve Bayram Sofraları Kızderbent Köyü doğa yürüyüşü ve huzurlu anlar Kocaeli’nin doğal güzellikleriyle öne çıkan saklı cennetlerinden Kızderbent Köyü , özellikle bahar aylarında adeta yeniden hayat bulur. Doğayla iç içe, huzur dolu bir başlangıç yapmak isteyenler için sabah yürüyüşleri burada bambaşka bir anlam kazanır. Günün ilk ışıklarıyla birlikte köyün etrafını saran orman yollarında yürüyüşe çıktığınızda; kuş sesleri, tertemiz hava ve doğanın dinginliği size eşlik eder. Köy çevresinde bulunan küçük şelaleler ve berrak akan dereler, yürüyüş rotalarına görsel bir zenginlik katarken aynı zamanda ruhu dinlendiren bir atmosfer sunar. Özellikle Samanlı Dağları eteklerinde yapılan yürüyüşler, hem manzara hem de doğa deneyimi açısından oldukça etkileyicidir. Kızderbent’te dere kenarında doğa yürüyüşü manzarası Köyümüzün doğası sadece bir yürüyüş alanı değil; aynı zamanda şehir hayatını...

1829 Yılında George Thomas Keppel'in Kızderbent Keşfi ve Bölgenin Tarihî Doğası

1829 Yılı George Thomas Keppel Albemarle Kızderbent'te
1829 Yılı George Thomas Keppel Albemarle Kızderbent'te

1829 yılında, Binbaşı George Thomas Keppel, keşfedilmemiş bölgeleri gezmek üzere yola çıktı. Anlatımında Kızderbent hakkında şunları aktarıyor:

Gecelemek için hedefimiz doğrudan ulaşabileceğimiz Kızderbent'ti. Ancak kılavuzumuz Tatar’ın hatasıyla önce Kara Musal’a (günümüzde Karamürsel) geldik. Burası Körfez'in solunda kurulmuş, yaklaşık 300 haneden oluşan bir kasabaydı.

Kara Musal’dan çıktıktan sonra engebeli bir dağa tırmanmaya başladık. Yol taş döşeliydi ancak bakımsızdı. Bu zorlu yolu aşarken Balkan Dağları'nın başka hiçbir yerinde benzeri olmayan manzaralarla karşılaştık. Tepenin çevresi tamamen yeşil bir örtüyle kaplıydı; doğanın yarattığı bu sanat eseri insanoğlunun yapabileceği bir şey değildi.

Burada koyu selviden, soluk zeytin yeşiline kadar her türlü yeşil tonunu görmek mümkündü. Kocayemiş, çoban püskülü, sarmaşık meşesi ve isimlerini bilmediğimiz pek çok ağaç türü mevcuttu. Bazı bölgeler beyaz ve kırmızı çalı yemişleriyle kaplıydı. Bu doğal güzellik İzmir çevresine kadar hakimiyetini sürdürüyordu ve sanki mevsim yazmış izlenimi veriyordu.

Dağı aştıktan sonra kıvrımlar boyunca ilerledik ve Hersek yakınlarında denize dökülen Draco Deresi tarafından sulanan geniş bir ova gördük. Aslında Kara Musal’dan bu yöne doğru yürümemiz gerekirdi. Draco Deresi o kadar dolambaçlıydı ki, Bizans tarihçisi Procopius’un da belirttiği üzere, Albay Leake yaklaşık yirmi kez bu akarsuyu aşmak zorunda kalmıştı.

Yamaca indikten sonra ipek böcekçiliği için dikilmiş dut ağaçlarıyla kaplı yetmiş haneli bir Ermeni köyüne ulaştık. Bu köyün ürünleri, ipekçilikte büyük ün kazanmış olan Bursa kentine gönderiliyordu.

1829 Yılı George Thomas Keppel Albemarle Kızderbent'te
1829 Yılı George Thomas Keppel Albemarle Kızderbent'te

Burada, hayvanlarımız için oldukça zor olan ana yolu solumuzda bırakarak güneydoğu yönünde Draco Nehri’ni defalarca geçtik ve çeşitli bayırları aştık. Yaklaşık bir saat sonra Kızderbent’e vardık ve geceyi bir Bulgar ailesinin evinde geçirdik.

Ev sahibi yaşlı kadın neşeli ve misafirperverdi. Kılavuzumuz Tatar’ın şakalarına içtenlikle karşılık veriyordu. Kızderbent ismini, içinde bulunduğu dağ geçidinden alır. Yaklaşık 100 hane var ve sakinlerinin tamamı Bulgar kökenlidir.

Kızderbent, Osmanlı padişahı tarafından saraydaki hanımlardan birine armağan edilmiş 12 köyden biridir. Bu hanım köyleri daha sonra bir Ermeni bankerine devredilmiş, o da köyleri perakende olarak Türk yerleşimcilere satmıştır. Yeni sahipleri, bölgenin başlıca geçim kaynağı olan ipekçilikle uğraşmaya başlamışlardır.

Diğer dokuz köy ise Kara Musal, Çiftlik, Tuzanlı, Aker, Leylek Deresi, Kaleköy, Kara Sepeköy ve Kınıslı civarındaki iki köydür. Kaldığımız ev köyün eteklerinde yer alıyordu. Geceleri etrafı kurtların ulumasıyla çevriliydi, adeta bir koro gibi uzun süre serenat yaptılar.

Köyü terk ettikten sonra kuzey ve güneyde birbirine paralel iki dağ arasında kalan geçide doğru ilerledik. Boğaz ağzının her tarafı yeşil örtüyle kaplıydı ancak ilerledikçe yalnızca budanmış meşe ağaçları görülüyordu.

Yol üzerinde yüzlerce deve ile karşılaştık. Bu develer, sanat yaparcasına düzgün bir yürüyüşle dağda ilerliyordu. Özellikle dik bayırları inerken bu zarif yürüyüşü atlarınkinden daha başarılıydı. Belki de buraya "Kırk Merdiven" denmesinin nedeni budur.

Kırk Merdivenlerin zirvesinden Ascanius (İznik) Gölü ve çevresindeki güzel ova muhteşem bir manzara olarak karşımıza çıktı. Bu doğal güzellikler, bölgenin zengin tarihini ve kültürel çeşitliliğini yansıtmaktadır.

Bu Yayına da Bakın

Yorumlar

  1. çok değerli bilgililer böyle paylaşımlar için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Bu tür tarihî keşif raporlarını okumak gerçekten çok keyifli 👏 Keppel’in 1829’daki gözlemleri sayesinde Kızderbent’in geçmişine dair çok değerli bilgiler edindik. Böyle kaynakların gün yüzüne çıkarılması bölge tarihini anlamak için çok önemli.

    YanıtlaSil
  3. Gerçekten çok ilginç bir belge! 1829’da bölgede bulunan bir İngiliz gezginin notları Kızderbent’in tarihî coğrafyasını anlamamız açısından çok kıymetli.

    YanıtlaSil
  4. Böyle çalışmalar bölge tarihine ışık tutuyor, teşekkürler!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

📝 Yorum Politikası:
Kişisel hakaret, argo ve siyasi içerikli yorumlar yayımlanmaz. Bu sayfalarda yer alan tüm yorumlar ziyaretçilere aittir. Yorumların içeriğinden, yorumu yazan kişiler sorumludur. Yorum yapan tüm kullanıcılar bu şartları kabul etmiş sayılır.

Popüler Yayınlar

Kızderbent’i Keşfet

YouTube Video Galerisi

Etiket Bulutu

Arşiv